Camlica tepesi TV ve Radyo Kulesi

Turkiye’nin Sayisal Yolculugu (TSY) konusunda her gecen gun daha buyuk adimlar atiliyor. Istanbullu okurlarimizin malumu Camlica tepesi bir verici coplugunu andirir. Istanbul’a hakim bu tepede onlarca yayinci TV kulelerini kurmus ve analog karasal yayin yapmaktadir.  Bolge halki bu vericilerin saglik durumlarini olumsuz etkilediginden, bolgede kanser vakaalarina cok rastlandigindan sikayetciler.

TSY kapsaminda sayisal karasal yayincilik ile beraber radyo spektrumunun daha verimli kullanilabilecek olmasi ile de birlikte Camlica tepesindeki vericilerin tek bir kulede birlestirilmesi mumkun hale geldi.  Bu kapsami eski TV kuleler yikildiktan sonra yerine dikelecek kuleyi secmek amaciyla IBB tarafindan “Camlica Tepesi TV ve Radyo Kulesi Fikir Projesi” adi altinda bir yarisma duzenlendi.

Haberturk’un haberine gore yarismaya katilan 34 proje arasinda Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden (ODTÜ) Yüksek Mimar İnanç Eray’ın başkanlığındaki mimarlık grubunun calismasi birinci secildi. Ancak Basbakan Erdogan 3. secilen projeyi uygun buldu. ( Bu tip kararlarin gelismis ulkelerde nasil ve hangi sureclerin sonunda alindigi bambaska bir tartisma konusu ) Televizyon ve Radyo Kulesi’nin yüksekliği 323 metre ile 357 metre arasında opsiyonlu olmak üzere ortalama 340 metre olarak belirlendi.

 

Ulastirma Bakanliginin yakin zamanda kulenin yapimi icin ihaleye cikmasi bekleniyor. Muhtemelen kulenin tamamlanmasi ve yayina baslamasi 2014 yilina sarkacak.

İstanbullu’nun kabusu: Trafik – 2

Önceki yazımda İstanbul’un kronikleşen trafik sorunsalının bir fotoğrafını çekmiştim. Bu bölümde ise çözüm adına neler yapılabilir konusunda biraz fikir jimnastiği yapalım istiyorum.

Öncelikle trafik sorunsalının kök nedenini masaya yatıralım. Kök neden, trafiğe çıkan araç sayısının ana bağlantı yollarının taşıyabileceğinden fazla sayıda olması. İstanbul yollarındaki araç sayısı yıllar geçtikçe sürekli artıyor. Ülke ekonomisi açısından daha da kötüsü etrafınıza baktığınızda araçların içinde ortalamada 2 kişiden fazla insan olmadığını görebilirsiniz. Her geçen gün kıymeti artan petrolü de verimsiz tüketiyoruz yani. TUİK verilerine göre 2005 yılında 2,3 milyon olan toplam araç sayısı, 2009 yılında 2,7 milyona ulaşmış. Önümüzdeki yıllarda bu artışın durulması için de herhangi bir sebep görülmüyor. Peki ne yapacağız, başka İstanbul da yok !

  • Toplu Taşıma: Tekerleği yeniden keşfetmeye gerek yok. Dünyanın her tarafında İstanbul gibi metropoller var. Londra, Paris, Tokyo gibi trafikle görece başetmeyi başarmış ülkelere baktığımızda yaygın, entegre ve teşvik edilen bir toplu taşıma sistemleri-metro ağı başta olmak üzere- olduğu görülüyor. Toplu taşımayı ne kadar çok insan kullanırsa trafiğe çıkan araç sayısı o kadar azalacaktır. Türkiye’de maalesef metro çalışmalarına çok geç başlandı. Bugünlerde Şişhane istasyonunu Yenikapı’ya uzatma çalışmaları devam etmektedir.

Okumaya devam et “İstanbullu’nun kabusu: Trafik – 2”

İstanbullu’nun kabusu: Trafik – 1

İstanbul’a yolu düşen her canlı bir gün trafiği tadacaktır.

İstanbul’da yaşayan insanların tamamının şikayetçi olduğu bir olgudur trafik. Eminim ki bu yazıyı okuyan herkes hayatınında en az bir defa trafik sorunu nasıl çözülür diye düşünmüştür. İki bölümlük yazı dizimin bu bölümünde mevcut durumu özetleyeceğim. Önümüzdeki hafta ise çeşitli mecralarda paylaşılan, sağdan soldan duyduğum çözüm önerilerini, kendi düşüncelerimi, yurtdışındaki örnekleri masaya koyup, “İstanbul’un trafik derdine nasıl çare bulunur?” konusunda beyin cimnastiği yapılmasına vesile olursam ne mutlu!

Gelin beraber zamanda hızlıca bir yolculuk yapalım, İstanbul megaköyünde ulaşım konusunda neler yaşandı, büyüklerimiz nasıl çözümler(!) ürettiler, hızlaca bir göz atalım.

  • Boğaziçi köprüsü: İstanbul’un incisi, güzeller güzeli 1. köprü Cumhuriyet’in ilanının 50. yıldönümünde 29 Ekim 1973 yılında açılmış. Günlük taşıt geçişi 200.000 civarında. Geçen seneki Avrasya maratonunda rezonans’a girdi, bu seneki katılımı merak ediyorum. Okumaya devam et “İstanbullu’nun kabusu: Trafik – 1”

Ankara vs. İstanbul

İyi pazarlar !

Ne zamandır yazmayı ertelediğim bir konumuz var bugün: Ankara İstanbul’a karşı.

2009 yılını Ankara’da geçirdim. Mart 2010’dan beri de çok sevdiğim ve kendimi ait hissettiğim bu büyülü şehre döndüm yeniden, 3. defa ve umarım son kez.

Bugün Ankara ile İstanbul’u değişik başlıklarda karşılaştıracağım, Ankara’daki arkadaşlarıma selam olsun !

Trafik: İstanbul’a dair sevmediğim yegane şey, anlatmaya gerek yok. Ankara’da ise trafik yok, insanlar 3-5 dakika trafiğe takılsalar mızmızlanıyorlar, Ankara’da trafik çok rahat, çok öngörülebilir. Havaalanına, otogara mı gideceksiniz, 10-15 dakika erken çıksanız yeter. Şöförler acemi, kazaların bir çoğu zincirleme. Otopark yeri bulmak çok kolay ki bu insanı bazen öyle mutlu ediyor ki…

Ekonomi : Ben Ankara’da bulunduğum sürece kiralar dışında İstanbul’dan daha ucuz bir kaleme rastlamadım. Dışarı çıktığımda İstanbul’da harcadığımdan daha azını harcamadım. Kiralar bariz ucuz ama. 1000 TL’ye en kral evde oturursunuz. Ayrıca her yer birbirine yakın olduğu için şehrin biraz dışından 600-700’e villa bile tutabilirsiniz, gerçek !

Seksapel : Aşikar .. İstanbul gibisi var mı ? İstanbul’da deniz var, yeter mi ? Yetmediyse yeşil de var, hatta tarih de var. Konserler, eğlence, dinamizm hepsi burda.. Ankara’ya da haksızlık etmek istemem, mutlaka doğal güzellikleri vardır, ama şunu söylememe müsade edin, ikisi arasında bir fark var.

Hava : İstanbul’un havası malumunuz, kar da var, bol güneş de, nemli, yaz aylarında iyice bunaltıcı olabiliyor. Ankara tipik karasal iklim. Kışı sert, güneş nadiren gösteriyor kendini kış aylarında ve bu durum depresifleştirebiliyor insanı.. yazları nem olmadığı için sıcak bunaltmıyor, kuru, çöl gibi sanki, yakıyor ama terletmiyor. 2009’da Ankara’da geçirdiğim yaz açık ara en az terlediğim yaz oldu.

İstihdam : Savunma sanayi , Enerji, Telekom en gözde sektörler başkentte. TSK , Turk Telekom gibi devlerin tedarikçileri iyi para yapıyor. Ayrıca ODTÜ’de teknopark var, yazılım sektörü için ciddi bir istihdam yaratıyor. Özetle, İstanbul kadar olmasa da kariyer olanakları var, hiç de fena olmayabilir.

Yaşamak : En ağır başlığı sona sakladım. İnsanı hangi şehirde yaşamak mutlu eder ? Zor bir sual değil mi ? Gerçekçi olursak, karnımızın doyduğu şehirde mutlu olmasak da mutsuz olmayız, olmamalıyız.

Bize kalırsa, kökümüz, eşimiz, dostumuz, gençlik anılarımızın olduğu şehirde, huzurlu olduğumuz yerde yaşamayı tercih ederiz. Gezdiğin yerler, geçtiğin yollar, beraber güldüğün insanlar sana yaşadığını hissettirir, yalnız değilsindir, kaygıların yatışır, dostlarınla paylaşırsın, annenin dizine yatar, ağlarsın belki…

Hayat kolaydır, eğlencelidir de doğup büyüdüğün , beslendiğin, sevdiğin, sevildiğin şehirde.. hiç gitmek istemezsin, birisi şakasını yapsın bile istemezsin.

Ben Ankara’ya gittiğimde, 2 gecelik geçmişimiz vardı kendisiyle, bir gece Eryaman’da bir öğrenci evi, bir de AŞTİ’de geçen yarı uyur, yarı uyanık bir gece. Geçmişimiz, ortak tanıdıklarımız, gülüp eğlendiğimiz yoktu. Ben onu sevmedim, o da benden haz etmedi. Zorlaştırdı hayatımı Ankara, sevmedim onu, doğrusu sevmeye de çalışmadım. Sonra zamanla farkettim ki sevilesiymiş aslında. Sonra aramız düzeldi, kabuk tuttuk ve flört etmeye başladık…Tam alışmıştık birbirimize, sonra eski sevgilim İstanbul çağırdı, hiç tereddüt etmedim, geldim…

Güzel insanlar tanıdım Ankara’da, güzel dostluklar biriktirdim. Sevdim doğal, pazarlıksız, rekabetin çirkinleştirmediği Anadolu insanını…Ne zaman Ankara günleri düşse aklıma, bir tebessüm beliriyor dudaklarımda ve nedendir bilmem hüzünleniyor gözlerim.