2010-2014 Naklen Yayın İhalesi – Episode III

Merakla beklenen naklen yayın ihalesi nihayet sonuçlandı. İhale gerçekten çok çekişmeli geçti ve kamuoyu tarafından büyük ilgiyle takip edildi. Genel kanı, ortaya çıkan rakamın yaratacağı değere kıyasla  fazla olduğu ve Digiturk’un bu bedeli ödemekte veya karlı bir operasyon yürütmekte zorlanacağı şeklinde.

Ayrıca benim kişisel değerlendirmem de şu: Geçtiğimiz yıllarda ödediği  ile önümüzdeki yıllarda ödemeyi göze aldığı bedel karşılaştırıldığında Lig TV, kar marjı oldukça yüksek bir operasyon olmalı.

Ben bu yazımda Digiturk üst yönetiminin yerinde olsam bu yüksek bedeli ödedikten sonra gelirlerimi artırmak ve karlılığımı muhafaza etmek için neler yapılabilir konusunda fikir yürütmeye çalışacağım :

* ARPU (Average Revenue per user) : Abone başına ortalama gelir kesinlikle artırılmalı. Bunun için yapılabilecek şeyler gerçekten çok çeşitli. Tüketici açısından en tatsızı doğal olarak üyelik aidatlarına yapılacak zam. Digiturk’ün ödemekle yükümlü olduğu yıllık bedelin 2010’dan itibaren %126 oranında artacak olması bir anlamda yapılması muhtemel zammı meşrulaştırıyor. Benzerlik kurmak gerekirse nasıl ki büyüklerimiz uluslararası piyasalardaki enerji fiyat artışlarını sebep göstererek doğalgaz ücretlerinde fahiş zamlar yapıyorsa Digiturk yönetiminin de benzer bir karar alması sürpriz olmamalı.

* Diğer bir alternatifse ek satış/ilave satış olarak tercüme edilebilecek “upsell”. Digiturk giriş paketiyle ilk defa abone olan müşteriler ayda 9,90 TL ödüyorlar. 2 senelik taahhütle başlatılan bu abonelik sözleşmesinde  amaçlanan makul bir teklifle kazanılan yeni aboneleri üst paketlere geçirebilmek. Digiturk Pazarlama departmanı önümüzdeki dönemde çok daha cazip ve ilgi çekici upsell paketleriyle müşterilerinin kapısını çalmalı.

* Müşteri memnuniyeti: Pazarlama guru’su Kotler’in kitabından öğrendiğim kadarıyla “yeni müşteri kazanma” maliyetleri “mevcut müşteriyi tutma” maliyetlerinin sektöre göre değişmekle beraber yaklaşık 5 katı. Dolayısıyla yeni dönemde Digiturk’un müşteri kayıp oranı olarak ifade edilebilecek “churn rate”i olabildiğince aşağıya çekmeli.

* Bundle: Çukurova Holding iştiraki olan Superonline ile Digiturk ürünleri bundle edilip sinerji yaratılabilir. Naklen yayın mecrası olarak IP protokolü düşünüldüğünde bu ortaklık kimseyi şaşırtmayacaktır. Aslında bu işbirliğinin bir örneği halihazırda mevcut.

* Üç büyüklerin tekil maçlarının paket olarak satılması: Yanilmıyorsam bu seçenek Digiturk CEO’su Ertan Özerdem tarafından dile getirildi. Bu kapsamda LigTV teklifini uygun fiyatlı bulmayan abonelere sadece tuttukları takımların maçları daha cazip paket teklifleriyle sunulacak. Örneğin 3 büyüklerin tüm maçları için x TL ödenirken sadece Beşiktaş’ın maçları için x/3 TL ödemek yeterli olacak.

* Yeni ürün geliştirme: Yeni STB teknolojileri ile yeni müşteri kazanımı veya upsell sağlanabilir. Örneğin, maçların HD kalitesinde izleyebilmesi için yeni geliştirilen STB’lar eskileriyle değiştirilir ve bunun karşılığında müşteriden talep edilen abonelik ücretinde artışa gidilebilir. Benzer şekilde yeni geliştirilen ürünler yeni müşteri kazanımına destek verebilir.

* Reklam gelirleri: Maçlar sırasında, maç öncesi ve sonrası gösterilen reklamlarda ve genel olarak tüm reklam gelirlerinde artış sağlanması. Yaşanan küresel finansal krizi sırasında tasarrufa gidilen satış ve pazarlama harcamalarında, önümüzdeki dönemde beklenen artış trendi firmanın yüzünü güldürebilir.

* Turk Telekom ile içerik satışı için masaya oturmak

* IP ve kablo üzerinden yayın hakkını Telekom ve KabloTV’ye satmak

* Super Lig isim hakkını yüksek bir ücret ile satmak. Turkcell’le yapılan anlaşma yıl sonunda bitiyor.

Bunlar bir çırpıda aklıma gelenler. Digiturk Pazarlama Departmanı bugünlerde oldukça yoğun günler geçiriyor olmalı. Pazarlamacılar  gelirlerin nasıl artırılabileceğini çalışırken, üst yönetim ve diğer departmanlar da  giderleri nasıl azaltabileceklerini çalışıyor olmalılar.

Önümüzdeki dönemde neler yaşanacağını hep beraber göreceğiz, ancak kesin olan bir şey var:

Pay-TV sektöründe oyunun kuralları değişti.

2010-2014 Naklen Yayın İhalesi – Episode II

Dijital TV sektöründe sıkça telaffuz edilen bir söz vardır: “Content is the king !”

Türkçe mealiyle “İçerik kraldır!”. Burada “içerik”ten kastedilen tahmin edildiği gibi TV platformlarındaki film kanalları, belgesel kanalları , spor kanalları gibi yayın içerikleri.

Bu içerikler arasında özellikle biz erkekler için en fazla değer yaratanı şüphesiz futbol. Özellikle de Super Lig maçlarının naklen yayını. Tüm dünyada futbol naklen yayın hakkına sahip operator büyük bir rekabet avantajı sağlamış oluyor.

İşte bu sebeple 14 Ocak 2010 Perşembe günü gerçekleşecek 2010-2014 Naklen yayın ihalesi dijital TV sektöründe çalışanlar için büyük önem arzediyor. Bugün Perşembe günkü ihale şartları hakkında kısa bir bilgi vermek istedim.

Önceki yazımda muhammen bedel için 200 milyon $’ın makul olabileceğinden bahsetmiştim.

TFF yetkilileri bana hak vermiş olmalılar ki, Süper Lig maçlarının naklen yayın hakkı için muhammen bedeli 213 milyon $ olarak belirlemişler. Bu sefer öncekilerden farklı olarak ihale 3 paket olarak gerçekleşecek. Önceki senelerde tek bir ihale yapılıyor, kazanan tüm haklara (naklen yayın, özet görüntülerin satış-pazarlama hakkı, mobil yayın hakkı vb.) sahip oluyordu. Bu sefer aşağıdaki 3 paket ayrı ayrı satılacak :

* A paketi: Şifreli maç yayınları (213 milyon $)
* B paketi: 15 dakikalık geniş özet, 3 dakikalık haber amaçlı görüntülerin satış pazarlama hakkı. TFF 1. Lig maçlarının naklen yayın hakkı (40.2 milyon $)
* C paketi: mobil yayın hakları (13.4 milyon $)


Kulislerde büyük bir hareketlilik yaşanıyor. Tüm oyuncular son hazırlıklarını tamamlamak üzere. Stratejik açıdan önemli bir dönemeç. Çıkan sonuca göre yeni iş modelleri belirlenecek, statejik planlar gözden geçirilecek.

Biz seyirciler de Perşembe günü gerçekleşecek ihale sonucunu merakla bekliyoruz.

Yalnızlığım…

Zuhal Olcay bir konserinde muhteşem “Yalnızlığım” şarkısından sonra şöyle demişti:
“Her insan yalnızdır aslında, işte bunu kabullenebildiğinde her kayba dayanabilir insan !”

Oldukça etkilenmiştim. Gerçekten de bugün etrafınızda birçok insan olabilir, sevenleriniz dostlarınız olabilir.
Ama aslında hepimiz yalnızız,tek başına olmayabilir ama yalnız.

Ailemiz dışında biliniz ki şuanda etrafınızdaki tüm insanlar uygun şartlar oluştuğunda bir bir çekilip gidebilir çevrenizden. Bunu şimdi böyle hissetmiyor olabilirsiniz,bu gerçek hoşunuza da gitmeyebilir ama bu böyle..

İşte tam da bu sebeple anne/baba olmak istiyoruz bence, belki de farkında bile olmadan, içgüdüsel olarak.
Bu tatsız yalnızlık duygusunu biraz olsun unutmak için…daha az hissetmek için..

Yalnız doğup yalnız ölüyoruz işte…

Dostlar, sevgililer biriktiriyoruz hep yalnızlığımızı hissetmemek için, daha az hissetmek için, kendi içimize dönmeyelim, alt benliğimizle yüzleşmeyelim diye..

Peki neden bu karamsar satırları yazdım, çünkü şu anda yalnızlığımı ta en derinimde hissediyor ve bu duygudan garip bir haz alıyorum…

Sevgili Zuhal Olcay’ı, sözleri Mehmet Teoman’a ait “Yalnızlığım” şarkısıyla selamlıyorum…

yalnızlığım
yaşamak zorunda olduğum beraberliğimsin
yalnızlığım
kanımsin canımsın
sen benim çaresizliğimsin
yalnızlığım
bugünüm yarınım sen benim hüzünlerimsin
yalnızlığım
tek bilebildiğim
sen benim vazgeçilmezimsin…

VoD (Video on Demand) | Seç İzle | İstediğin zaman izle | Zamanın kontrolü bende

Bugün, TV izleme alışkanlıklarınızı temelden değiştirecek yeni bir servisten bahsetmek istiyorum.

Bu yeni teknolojinin İngilizce adı Video on Demand (VoD). Türkçe’mize ise “Seç İzle” olarak girdi.

Öncelikle bu sistemin sadece dijital TV’lerde mümkün olabileceğini ve etkileşimliliğin bu servisin kalitesini belirleyen temel etmen olduğunu belirterek başlayalım.

Geleneksel izleyici, yorucu geçen bir günün ardından TV’nin karşısına geçtiğinde kanallar arasında gezinip, o anki ruh haline uygun bir program yakalamaya çalışır. Eğer zapping sırasında ilgisini çeken bir içeriğe ulaşamazsa STB‘ının EPG (Electronic Program Guide) menüsüne girip gece boyunca hangi kanalda hangi programların olduğuna göz atar. Eğer gönlüne göre bir içerik bulursa hatırlatıcı koyarak program başladığında haberdar olmak isteyebilir.

Farkında olmayabilirsiniz ama TV izleyicisi olarak, içerik üreticilerle olan ilişkimizde pasif durumdayız. Onlar yayın akışını belirliyor, biz de uyuyoruz. Favori dizinizin saatini beklemelisiniz, uzun zamandır izlemek istediğiniz A filminin B kanalında saat C’de başlayacağını öğrendiniz. Çaresiz, saatin C olmasını bekliyorsunuz. Filminiz başlangıç saati geceyarısından sonra ise belki uykusuz kalmayı göze alıyorsunuz, belki film başlayana kadar kanepenizde uyuyakalıyorsunuz. Bir daha ne zaman gösterilirse artık…

Bugün, herkesin zamanı hiç olmadığı kadar kıymetli. Özellikle büyük şehirlerde yaşayıp işe ulaşmak için içler acısı dakikalarımızı kaybediyoruz. Hal böyleyken TV yayın akışına bağlı olmak zamanımızı verimli kullanmamıza engel olabiliyor. Birçokları zevkine göre içeriği internetten indirerek kısıtlı zamanını planlama gayretinde. Malum, bunun içinde bir emek harcamak gerekiyor. Herhalukarda bilgisayar başında ufacık ekranda iki büklüm olmak yerine, TV karşısında arkaya rahatça yaslanarak TV izlemek benim her zaman birinci tercihim olarak kalacak.

“Seç İzle” servisi bizleri içerik üreticisinin yayın akışına uyma zorunluluğundan kurtaracak. Çok basit bir ifade ile, “Seç İzle” servisi, içeriği, sunulan zamanda değil canınız ne zaman isterse izlemenize olanak sağlıyor.
“Seç İzle” teknolojisinin temel kullanım şekli, içerik sağlayıcının sunduğu içerik kütüphanesinden arzulanan  içeriğin herhangi bir zaman seçilip izlenebilmesidir. Bu servisi zihninizde çok büyük bir DVD dükkanındaki içerikler 7/24 elinizin altındaymış gibi canlandırabilirsiniz.

Birkaç örnekle açıklayayım:

* Gece uyku tutmadı, TV’yi açtınız. O günkü Kongar – Barlas “Yorum Farkı”nı izleyebilirsiniz.
* Dün akşam izlerken yarıda bıraktığınız filmin devamını birkaç gün sonra izleyebilirsiniz.
* Hiçbir ulusal TV kanalının yayın akışında yer almayan bir film, klip, konser, belgesel, yemek tarifi (aklınıza gelen herhangi bir içerik olabilir ) -gerçekten- dileğiniz zaman izleyebilirsiniz.
* İş nedeniyle yurtdışında olduğunuz geçtiğimiz haftaki FlashForward dizisinin kaçırdığınız bölümünü dönünce izleyebilirsiniz.

En önemlisi favori içeriklerinizi izlerken durdurup, sonra dileğiniz zaman tekrar başlatabilir, ileri, geri sarabilirsiniz.

Bu noktada bir detaylandırma yapmak ihtiyacı duydum. Teknomarketlerde bulabileceğiniz PVR (Personal Video Recorder ) cihazları ile veya Digiturk Plus cihazı (bu da markası olan bir PVR) ile yukarıda saydığım servislerin birçoğu kullanılabiliyor. PVR cihazları, üzerilerindeki hard disk’e dilediğiniz programları kayıt yaparak zamandan bağımsız olarak geçmiş programları izlemenize imkan sağlar. Bu “Seç İzle” nin “Tekrar İzle” olarak adlandırılan alt servislerinden biridir.

Digiturk, geçtiğimiz günlerde DVDigi adıyla uzun zamandır ertelediği “Seç izle” servisini devreye aldı. Uydu teknolojisinde gerçek bir etkileşimlilik mümkün olmadığı için Digiturk Plus cihazlarının Hard disklerine bazı içerikler yükleniyor. Kullanıcılar da bu yüklenen içeriklerle sınırlı olacak şekilde seçtikleri içerikleri diledikleri zaman izleyebiliyorlar. Malum bir yer kısıtı olduğu için belli bir süre sonra yeni içerikleri yüklemek için eskilerini silmesi gerekiyor. Bu kısıtlı VoD servisine PVoD (Push VOD) deniyor.

PVR cihazlarının, üzerindeki hard disk’lerin ısınmaya sebep olduğunu, çıkarttığı sesin rahtsız edebildiğini, görece daha büyük bir yer kapladığını ve elektrik faturalarını biraz şişirdiğini de not düşmek gerek.

Sonraki yazılarımda “Seç İzle” servisi için en uygun teknoloji olan IPTV’den ve “Seç İzle” servislerinden daha detaylı bahsedeceğim. Ayrıca İngiltere’deki (dijital TV’de öncü ülke olduğu için) VoD servislerine değinmeyi düşünüyorum.

16:9 – 4:3 meydan muharebesi

 

Bu yazımda TV görüntüsünün genişliğinin yüksekliğine oranını ifade eden görüntü formatı (aspect ratio) kavramından bahsedeceğim.
Aşağıda olabildiğince basitleştirerek anlatmaya çalıştığım ayarlar TV izleme keyfiniz açısından oldukça önemli. Bu ayarlar düzgün yapılmadığında orijinal içerik yerine şişko/kısa veya zayıf/uzun insanlar izlemek durumunda kalabilirsiniz. İşin kötüsü bu gerçeklikten uzak durumun bugüne kadar farkında bile olamamış olabilirsiniz.Ayrıca özellikle spor müsabakalarında size sunuluyor olmasına rağmen sahanın bir kısmını göremiyor olabilirsiniz.

Görüntü formatı kavramının tarihi gelişimi hakkında kısa bir bilgiyle başlayalım.

TV yayıncılığında, 4:3 (1,33:1) oranı uzun süre tek geçerli  standart olarak kabul edilmiş. HD yayın formatında  ise yayınlar 16:9 (1,78:1) oranında çekiliyor. 1960’larda TV’nin yaygınlaşması ile birlikte populerliğini yitirmeye başlayan film studyoları insanları tekrar sinemaya çekebilmek için yenilik arayışına girmiş ve filmleri geniş ekran (1,85:1, 2,39:1) formatında çekmeye başlamışlar. Ancak tüplü TV’lerin üretim teknolojileri sebebiyle TV’ler uzun süre (LCD ve plazma TV’ye kadar) 4:3 oranında üretilmeye devam etmişler. Bugün ise hem yeni nesil TV’ler  hem de içerikler 16:9 formatında sunuluyor. İşte tam da bu noktada birçok insanın kafasını karıştıran birçok uyumsuzluk ortaya çıkıyor:

Dilerim tüplü TV’lerin neslinin tükenmesi ve HD yayıncılığının yaygınlaşması ile birlikte önümüzdeki yıllarda TV ve içerik arasındaki oransal uyumsuzluk tamamen ortadan kalkar.

4:3 oranındaki emektar tüplü TV’nizde 16:9 içerik gösterimi


Tüplü TV’inizde gösterilecek görüntü STB’ın çıkışındaki SCART kablosu üzerinden analog olarak TV’inize aktarılır. STB’inizin ayarlar menüsünden yaptığınız “görüntü formatı” seçimi SCART kablonuzun 8.pini üzerinden TV’ye taşınmaktadır. Diğer bir ifade ile STB menüsünden yaptığınız seçim TV’deki görüntüyü belirleyen tek etmendir.

16:9 formatındaki Orijinal görüntü

İlk olarak STB’ınızın ayarlar menüsündeki TV formatı olarak 4:3 seçmelisiniz. “Görüntü Formatı” için ise iki seçeneğiniz var.

a) Letterbox (Zarf)

16:9 formatındaki içerikte deformasyon olmaz. Ödediğiniz bedel TV ekranının altında ve üstünde siyah barlar görmek olacaktır.

b) Pan-Scan

Siyah barlardan hoşlanmayan kullanıcıların “Görüntü Formatı” seçimidir. Ancak bu durumda da görüntünün orjinaline göre bir kayıp olur. Örnek resimlerden de görülebileceği gibi içeriğin sağ ve sol bölümlerinde bir kırpılma var.

Benim kişisel tercihim letterbox. Görüntünün bir kısmını kaybetmek yerine TV’mi tam anlamıyla kullanamıyor olmaya razı geliyorum.

16:9 oranındaki havalı flat TV’nizde 4:3 içerik gösterimi

LCD/Plazma TV’inizde gösterilecek görüntü STB çıkışındaki HDMI kablosu üzerinden digital olarak TV’inize aktarılır.(İsteğe bağlı olarak SCART arayüzü de kullanılabilir.)
Tüplü TV’lerde görüntüyü belirleyen tek etmen STB menüsünden yapılan seçim iken flat TV’ler üzerilerindeki gelişmiş işlemci sayesinde görüntü işleme yeteneğine sahiptir. Basitlik adına TV’inizdeki “resim modu” ayarının Otomatik olduğunu yani görüntü formatının yukarıda olduğu gibi STB tarafından karar verildiğini kabul ediyorum.

4:3 formatındaki Orijinal görüntü



İlk olarak STB’ınızın ayarlar menüsündeki TV formatı olarak 16:9 seçmelisiniz. “Görüntü Formatı” için STB marka/model’ine göre değişiklik gösterebilmesine rağmen temelde iki seçeneğiniz var. 


a) Pillarbox

4:3 formatındaki içerikte deformasyon olmaz, içerik orijinal haliyle TV’inize aktırılır. Bu durumda içerik ve TV arasındaki oran uyumsuzluğundan dolayı görüntünün sağ ve solunda siyah barlar görülmektedir.


b) Genişletilmiş (Stretched, Panaromik, Zoom gibi değişik isimler de alabilir)
Bu seçimde orijinal içeriğin yüksekliği değiştirilmeden genişliği arttırıldığı için bir deformasyon söz konusudur. (aşağıdaki resimde güneş ve bulutun orijinal resme göre daha yayvan olduğuna dikkat ediniz.)
Deformasyonu en aza indirgemek için görüntünün orta bölgesi değiştirilmeden sadece kenar bölgelerinin genişletilmesi gibi teknikler kullanılabilir. Bu işlem STB’a yaptırılabileceği gibi “Görüntü Formatı” olarak Pillarbox seçilerek TV menüsünde de yapılabilir.
Yapılan ayarların etkisini anlayabilmek için altyazılı bir kanalda ekranın sağ ve sol alt tarafındaki harf aralıklarını incelemenizi öneririm. 

Kavramların, ayarların çok da kolay olmadığının farkındayım. Ancak gerçekçi ve olabildiğince az deforme olmuş bir içerik izleyebilmek için STB ve TV’inizin ayarları ile biraz oynayıp kendinize en uygun seçeneğe ulaşmanızı tavsiye ediyorum. Bence denemeye değer !

BBC – Teknoloji = TRT

BBC (British Broadcasting Corporation) dünyanın en büyük ve eski yayıncı kuruluşu (1922). Gelirlerinin büyük bir bölümünü İngiliz vatandaşlarından TV izleme ücreti (yıllık 142.50£) adıyla hane başına toplanan vergilerden karşılıyor. Geçtiğimiz yıl bu şekilde tam 3,5 milyar £ gelir elde etmiş. Bu gelirin hangi kalemlere harcandığını çok şeffaf şekilde açıklamışlar. Günümüzde çeşitli içeriklerde yayın yapan birçok kanal olmasına rağmen hala sanki sadece BBC izleniyormuş gibi yasal bir vergi yükümlülüğü olması İngiltere’de sıkça eleştiriliyor. Bu vergi karşılığında BBC, toplam 8 TV , 9 radyo kanalı içeriği sunuyor ve yayın akışı sırasında reklama yer vermiyor.



BBC hakkındaki bu özetten sonra bahsetmek istediğim BBC’nin Dijital TV teknolojilerine olan ilgisi ve izleyicilerine sunduğu yenilikler.

BBC Red Button : Herhangi bir BBC kanalındayken kumandanızın kırmızı tuşuna bastığınızda en güncel haberler,finans haberleri, spor karşılaşmalarının son dakika sonuçları, hava durumu ve hatta çocuklar için oyunları da içeren gelişmiş bir Teletext uygulaması açılıyor.

BBC iPlayer : BBC iPlayer, önceki hafta yayınlanmış TV ve radio programlarını tekrar izleyebilmenize olanak veren bir servis. Kaçırdığınız programı resmi web sitesi üzerinden izleyebilir veya bilgisayarınıza indirebilirsiniz. Ayrıca PSP , iphone gibi mobil cihazlar üzerinden de geçtiğimiz haftanın içeriğine ulaşabilirsiniz. Bunlara ek olarak dijital kablo operatörü Virgin Media, BBC iPlayer servisini VOD (seç izle) servisine 30 Nisan 2008 tarihi itibariyle entegre etti.



BBC HD : BBC, 2007 sonundan beri uydu ve kablo platformlarında HD yayın kalitesini izleyicilerine sunuyor. BBC HD şimdilik günde 9 saat yayın yapıyor ama 2012 Londra olimpiyatlarında tüm müsabakaların HD formatında yayınlanması hedefleniyormuş.

BBC, yukarıda kısaca bahsettiğim yeni teknolojileri hayata geçirmekle kalmayıp, topluma ücretsiz ve kaliteli bir TV deneyimi sunabilmek için sürdürülen çalışmalara öncülük ediyor. Project Canvas bunlardan en sıcak olanı. Bu proje ile TV yayını ile genişbant internetin tek bir platformda ücretsiz bir servis olarak bir araya getirilmesi amaçlanıyor.

BBC’nin yayıncılık anlayışı eleştirebilir, yanlı bulunabilir, ancak en yeni teknolojileri izleyicilerine sunmakdaki başarısını da bence takdir etmek gerekiyor.

Şimdi biraz da kendi içimize dönüp TRT’ye bakalım.

İngiltere’dekine benzer şekilde TRT de satılan tüm radyo ve televizyon cihazlarına ödenen paradan ve elektrik faturalarından vergi alıyor. Geçtiğimiz günlerde gelirlerini arttırmak için bu verginin kapsamında bir değişiklik yapmak istedi ama sanırım / umarım uygulanamayacak. Ödediğimiz vergilere rağmen muhtemelen gereğinden fazla personelin maaşlarının ödenebilmesi için TRT kanallarında reklam da izlemek durumunda bırakılıyoruz.


TRT’nin resmi internet sitesinde bizlerden toplanan verginin ne kadar olduğu ve nerelere harcandığı konusunda herhangi bir bilgiye ulaşamadım. Bu sitede yazılana göre TRT geçtiğimiz yıl yaklaşık 1 milyar TL gelir elde etmiş. BBC’nin 3,5 milyar £ (yaklaşık 9 milyar TL) yıllık geliriyle karşılaştırıldığında az gibi gözüküyor olabilir. Ancak malesef çok basit bir teletext servisi dışında TRT’nin son zamanlarda hayata geçirdiği yeni bir teknoloji göremedik.(en azından benim haberim yok) Takip edebildiğim kadarıyla uzun yıllardır, TRT kurumundaki en yenilikçi gelişme TRT Çocuk, TRT Müzik gibi yeni tematik kanalların eklenmesi oldu. Ayrıca Formula1 ve Türkiye Kupası yayın haklarının alınması, Super Lig ihalesine iddaalı bir hazırlığın sürdüğü haberi içerik konusundaki bir açılımın devamı niteliğinde olabilir.


BBC gibi vatandaşlarının ödediği vergilerle varlığını sürdüren TRT’nin, tüm TV izleyecilerinin gerçek talebi olan “herhangi bir zamanda herhangi bir yerde kaliteli içerik” konseptine doğru giden teknoloji yolculuğunda BBC’nin oldukça gerisinde kaldığını söylemek sanırım haksızlık olmaz.

Sosyal medya konsepti yeni iş modellerini tetikliyor.

Yazdığım yazıdan sadece birkaç gün sonra TTNET’in tam da bir konuda bir açılım yaptığını görmek beni sevindirdi.

Açıkcası bu benim aklıma gelmeyen bir iş modeli. Ben sosyal medya platformlarının daha çok bilgilendirme amaçlı kullanılabileceğini düşünüyordum.

TTNET, sitesinde duyurduğu gibi, ff ve twitter üzerinden şikayet toplamaya başladı. Diğer bir ifadeyle 4440375 çağrı merkezini aramak yerine sorun yaşadığınız ADSL numaranızı ve hattınızı bu platformlar üzerinden bildirirseniz TTNET şikayetinizi değerlendirmeye alıyor.

Bu uygulama tam anlamıyla bir win-win durumu yaratıyor. Müşteriler Çağrı merkezini aradığında beklemek zorunda kalmıyor, kolayca şikayetini bildiriyor. TTNET ise operasyonal maliyet (opex) lerini ciddi oranda düşürüyor.

Sosyal medya kavramının tetiklediği iş modelleri kurmuş olan şirketlerden bazılarını bu linkte bulabilirsiniz.

2010-2014 Naklen Yayın İhalesi

Türk futbol tarihinin 5. naklen yayın ihalesinin 2010 Ocak ayında yapılması bekleniyor. Bakalım futbolseverler Cine5, Teleon ve Digiturk’ten sonra bakalım yeni bir yayıncı kuruluş ile tanışacaklar mı ?

Naklen yayın ihalesi bugünlerde özellikle futbol camiasında gündemin en sıcak konularından biri. Halihazırda Turkcell Super Lig’in yayın haklarına sahip Digiturk’ün sözleşmesi 2009-2010 sezonu sonunda bitiyor.

Merakla beklenen ihale ile ilgili TFF Başkanı Mahmut Özgener daha önce yaptığı açıklamada ihaleyi tek bir paket halinde satmayacaklarını belirtmişti. Futbol kulislerinde konuşulan ihalenin şifreli naklen yayın, şifresiz geniş özetler, mobilTV, IPTV ve WebTV gibi değişik medialar ve şartlar için ayrı ayrı paketler şeklinde gerçekleşeceği yönünde.

Kulupler Birliği Başkanı Aziz Yıldırım, geçtiğimiz günlerde bir televizyon programında maç yayın gelirlerinin düşük kaldığını,rakamın yeni ihaleyle en az 400 milyon $ çıkması gerektiğini söyledi. 2009 senesi için Digiturk’un ödediği tutar 280 milyon $. Peki gerçekten bu ihale ile 400 milyon $’a ulaşılabilecek mi?

Avrupa’nın önde gelen futbol pazarlarında yayıncı kuruluşların ödediği güncel rakamlar ise şöyle:
(kaynak : httöp://www.cnbce.com/business/0908/konuid=6.asp)

* İngiltere : 823 milyon Euro
* Fransa:    668 milyon Euro
* Almanya: 397 milyon Euro

Aziz Yıldırım, 400 milyon $ rakamını ortaya atarken muhtemelen Avrupa’daki rakamları göz önüne aldı. Bu açıdan bakıldığında makul bir tutar gibi gözükebilir. Ancak unutulmamalı ki naklen yayın ihalesini kazanan kuruluşun TFF’na ve dolaylı yollardan Turkcell Super Lig takımlarına ödediği paranın tamamı aslında biz futbolserverlerin cebinden çıkıyor.

Digiturk Genel Müdürü Ertan Özerdem 2.3 milyon abonelerinden 800bin tanesinin Ligtv abonesi olduğunu açıkladı. Halihazırda LigTV aboneliği için ödenmesi gereken en az ücret yıllık 705 TL(470 $). 800.000 abonenin bir yılda ödediği toplam tutar ise basit bir hesapla 376 Milyon $’a ulaşıyor.

Bu da demek oluyor ki Digiturk TFF’a ödediği yıllık bedelin yaklaşık 100 milyon $’dan fazlasını zaten müşterilerinden topluyor. İhale bedeli ile yayıncı kuruluşun müşterilerinden talep ettiği ücret arasında bir kolerasyon olduğu aşikar.

Avrupa ülkeleri ile kıyaslama yaparken kişi başına düşen milli geliri de göz önüne almak gerektiğini düşünüyorum. Bu açıdan bakıldığında aşağıdaki kişi başına düşen milli gelir rakamları karşımıza çıkıyor.
(kaynak )

  • İngiltere : 35164 $
  • Fransa   : 33774 $
  • Almanya: 34219 $
  • Türkiye :  12446 $
Bu çerçevede açıkça görülüyor ki Türkiye’de makul olan muhammen bedel -açık artırmanın alt sınırı olacak değer- için İngiltere, Fransa ve Almanya’daki rakamların 3’de biri oranınında bir rakam gerçekçi olacaktır. Diğer bir ifadeyle İngiltere’deki rakamın 3’de 1’i olan 274 Milyon Euro (411 Milyon $) ile Almanya’daki rakamın 3’de 1’i olan 132 Milyon Euro (200 Milyon $) arasında bir değer piyasa normlarına uygun gözüküyor.
Özetin özeti, Aziz Yıldırım’ın arzuladığı 400 Milyon $ yerine İngiltere ve Almanya’daki bedeller normalize edildikten sonra hesaplanan ortalama olan 300 Milyon $ daha adil gözüküyor. Adil diyorum çünkü bu bedeli dolaylı yollardan da olsa bizler ödüyor olacağız. Çok uç bir örnekle durumu ifade etmek gerekirse A yayıncı kuruluşu naklen yayın ihalesini yıllık 1 milyon $ karşılığı kazanmış olsaydı, maçları izleyebilmek için ödenmesi gerekecek tutarın şimdiki gibi 70 TL değil çok daha makul bir rakam olacağını görebilmek için kahin olmaya gerek yok.
Türkiye’de futbol takımlarının transfer politakalarına bakıldığında ben bir futbolsever olarak  takımımın saçma sapan transferleri için avuç dolusu para ödemek istemiyorum.

 

İhale sonuçlarına göre LigTV aboneleri tarafında büyük bir hareketlilik gözlenebilir. 800bin haneyi müşterileri arasına katabilme potansiyeli ihaleye girecek tüm şirketleri fazlasıyla heyecanlandırıyor olmalı.