Münih’te 4 ay

Münih’te geri biraktigim birkac ay sonunda edindiğim deneyimleri, gelişigüzel bir sekilde kısa kısa notlar halinde paylaşmak istedim, belki son donemdeki dalgaya kapilarak Münih’e veya Almanya’ya tasinmayi dusunenlere faydasi olabilir diye dusundum, buyrunuz:

Buradaki yasam tarzini cok genel hatlari ile 3 kavram altında topladım.
1. Düzen: Hersey sistemli, planlı ve düzenli. Bu insana huzur veriyor.
2. Güven: Sisteme, geleceğe güven duyuyorsun. Burada kriz olmaz, erken seçim olmaz, enflasyon, faiz zıplamaz, hissediyorsun, bu da insanın kaygı seviyesini, gelecek endişesini azaltıyor, iyi hissettiriyor.
3. Rahatlık: Münih’i ifade eden kavramlardan meşhur bir tanesi “Gemütlichkeit”. Yani Türkçe’si rehavet, rahatlık. Şehir çok kalabalık değil, yollar, kaldırımlar geniş. Park, bahçe bol.

Tabii ki herşey güllük gülistanlık değil, dezavantajlarini da ayrıca yazacağım.

Derin bir yemek kültürü yok, yemek Alman toplumunda daha çok bir ihtiyaç giderme ritueli. Öyle Akdeniz ülkelerindeki kalabalık, uzun sofralar pek alışılmış değil.

Gündelik hayatta hareketli bir yaşam tarzları var. Toplu taşım ağı gelişmis olduğu için duraktan işe/eve yürümek olağan. Genellikle bir spor türü ile ilgileniyor, öyle göbekli Alman’a pek az rastlanıyor.

Asla sıra kapma alışkanlığı, çakallık yok, herkes paşa paşa sesini çıkarmadan sırasını bekliyor.

Ortalamada güleryüzlü ve pozitifler, sıradan insanlarin(kasiyer, tezgahtar) yüzünde bir gülümseme var, kaygı seviyesi düşük.

İngilizce bilinirlik yüksek, her milletin iyi kötü bir aksani vardır. İtalyan, Rus, Türk, Fransız. İlginc bir şekilde Almanlar İngilizce’yi sıfır aksanla konuşuyorlar. Bunda iki dil arasındaki yakınlığın da etkisi olmalı.

Is hayatında alkışlamayi ellerini çırparak değil yumrukları ile masaya vurarak yapıyorlar.

Ülkede eyaletler arasında önemli ekonomik ve kültürel farklılıklar var. 89 daki Berlin duvarının yıkılışının üzerinden 30 sene geçmiş olmasına rağmen doğu ile bati tam olarak entegre olabilmiş değil.

Resteronlarda ödemeyi garsonlara yapıyorsun, cüzdanlarından çıkartıp paranın üstünü veriyorlar. Yüzde 10 bahşişe çoğu çok memnun oluyor. Birçok yerde yüzde 5 bile yetiyor.

Bar/disco gibi ortamlarda dam muhabbetine hiç rastlamadım.

Bira fiyatları neredeyse standart. Birçok yerde 3,8 €. Bazı özel yerlerde 4 küsur olabiliyor. Genelde 3 tip bira var, Helles, Weiss ve dunkel. Helles Efes’e benziyor. Weiss bira daha dolgun, bildiğimiz Beyaz buğday birasi (Gusta’yi hatırlayan?) ve Dunkel Guinness benzeri içimi ağır olan.

Gezmeyi seviyorlar. Her fırsatta sağa sola kaçıyorlar. Kışın Avusturya, yazın İtalya /ispanya favori mekanları. (imiş)

Full entegrasyon (yani kağıt kürek işlerini ehliyet vs. dahil tamamlama) uçtan uca en az 6 aylık bir süreç. Daha kısa sürede tamamlayana şapka çıkartırım. İlk aylarda yorucu ve uğraştırici bu süreç sizi bekliyor.

Münih özelinde konuşuyorum, ev ve Kreş (Kindergarten ve Krippe) bulmak kolay değil, imkansız olmasa da ortalamada 3-5 aydan önce bence zor. Biz 2 yaşındaki oğlumuza 4 ay sonunda halen Krippe bulamadık.

Market alışverişi gerçekten ucuz. Şunu kastediyorum: Herhangi bir ürünün euro fiyatını TL ye çevirin. Türkiye’de Migros’taki fiyat ile hemen hemen kafa kafaya. Ama burdaki maaşınızı TL ye çevirdiğinizde kisiden kisiye değişmekle birlikte 2-3 katı.
Hemen rahatlamayın, kiralar da oldukça pahalı. Maaşınızın yaklaşık yüzde 30-35’i kiraya gidiyor. Türkiye’de aynı oran yüzde 20-25 bandında.

Almanlar hakkında on yargilarinizdan kurtulun. Pinti oldukları tamamen doğru değil. Şimdiye kadar 3 has Alman ( çok yakin bir arkadasımın ifadesi ile kanli-canli Alman :-)) bana bira/yemek /kahve ısmarladı. Dünya değişiyor, Almanlar da.

Bisiklet yetişkinlerin, scooter çocukların hayatlarında önemli yer yutuyor, çok kullanılıyor.

En çok tüketilen alkollü içki tabii ki bira, sonra şarap, üçüncü sırada ne var bilemedim. Alkolsüzlerde Spezi (Fanta ve kola karışımı, Alman menşeli gazlı bi içecek), Apfelschorle(Elmalı soda gibi bi şey) ve kahve ilk 3 te.

Kışın atkı, bere ve eldiven ayakkabı gibi olmazsa olmaz. Özellikle yünlü kalın, kocaman atkilar çok moda, onları da farklı bir bağlama şekilleri var.

Almanlar, en azından Münihtekiler bence Cool ve tarz giyiniyorlar, benim beklentilerimin üzerinde çıktı.

S-Bahn maalesef baya rötar yapıyor. U-Bahn lar oldukça dakik sayılır. Deutsche Bahn gecikmelerin önüne geçmek için bu sene birkaç milyar euro luk altyapı yatırımi yapacakmış.

S-Bahn’in aksine is ortamında toplantı kültüru müthiş dakik. Tam zamanında başlayıp tam zamanında bitiyor. 3-5 dk geç başlayan toplantı imali ifadelere sebep oluyor. Kimsenin toplantı odasını bosaltmasini bekleniyorsun, çünkü zaten zamanında bitmiş ve boşaltılmış oluyor. (Uygar bunu beğendi)

Planlar, projeksiyonlar Türkiye’nin aksine hep uzun vadeli, bizim gibi günü kurtarma peşinde değiller. Burada tutarlılık, öngörülebilirlilik olmazsa olmaz şeyler.

Telefon ile bize göre çok daha az oynuyorlar. Bir örnek: herhangi bir cafede oturan arkadaş grubu veya ailenin masasında nadiren telefon görürsünüz, onun yerine birbirleri ile muhabbetteler.

iPhone oranı düşük, iPhone’larin gereksiz pahalı olduğunu düşünüyorlar, Android telefonlar, özellikle Huawei oldukça popüler.

Evlerin yalıtımı oldukça iyi, soğuk kış günlerinde evin içinde üşümüyorsunuz. Ki benim kaldığım binanın yapım yılı 1917(!) idi.

Online alışveriş ve özellikle Amazon oldukça yaygın. Prime üyeliği de keza. Ben de 60 €/yıl karşılığı Amazon Prime abonesi oldum.

Türkiye’nin ileride olduğu nadir konulardan biri mobil internet hızı. Birçok yerde mobil internetin çekmedigi olabiliyor, genel hız de çok yüksek değil, Turkcell şebekesi bu konuda açık ara ileride.

Almanya’nın geri kalanını hakkında fikrim yok ama Münih hiç de öyle ölü bi şehir değil, özellikle haftasonu ortalık baya hareketli, popüler barlar dolup taşıyor.

3. Nesil Türkler’in imajı fena değil, saygı ve itibar kazanmayı başarmışlar. Aralarında komedyen de var, prodüktör de, sanatçı, yazar, politikacı da var.

Bluetooth kulaklık çok pupuler, özellikle toplu taşımada çoğu insanda görmek mümkün. Çoğu da “Bose” marka.

Benim sohbet etme fırsatı bulduğum birçok Alman, 2015 ten beri mültecilere kapıların açılmasından şikayetçi. Merkel’i bu sebeple çok eleştiriyorlar. Son yıllarda Avrupa’nin genelinde esen milliyetçilik akımı elbette buraya da uğramış ama AfD (Alternatif für Deutschland) burada son seçimde yuzde 10 civarı oy aldı. (Almanya geneli yüzde 20)

Otomotiv endüstrisi özellikle Bavyera bölgesi için çok önemli. Audi ve BMW bu bölgede. “Car sharing” denen yeni trend ve autonomous car oldukca popüler konular. Bu konularda çok is ilanı var.

Orijinal formatta gösterim yapan sinema salonları var, yani herşey dublajlı diye duymuş olabilirsiniz, tam doğru değil. Ben Bohamien Rapsody filmini İngilizce orijinal izledim.

Gazete okuma alışkanlığı güçlü, basılı medyada “Süddeutsche Zeitung”, online de Spiegel önde gördüğüm kadarıyla.

Ayni Ingiltere’deki BBC katkı payı gibi burada da ayda yaklaşık 20 € ZDF/ARD payı var, hane başına. Birçok Alman bu konuda şikayetçi ama öyle ya da böyle ödüyorlar. Bir arkadaşım bu konuda dava açacağını söyledi, söylediğine göre iltica davalarından dolayı adelet sitemi kilitlenmiş, davalar için 3-5 ay sonraya gün veriyorlarmis. Şansımı denemek istiyorum, en azından dava sonuçlanana kadar ödemem dedi.

Online video streaming de Netflix ve Amazon, music streaming de Spotify önde. Söylemeye gerek yok, internet sansürü, buzlanma vs yok.

Avrupanin çoğu yerinde standart olduğu üzere evdeki çöpler kağıt, şişe ve diğerleri olarak kategorize edilip ilgili çöplere atılıyor. Yani geri dönüşüme kaynağında başlıyorlar.

Pazar günü marketler kapalı ama kendini buna göre ayarlayınca yönetilebilir bir durum, kriz olmuyor.

Onun disinda diğer günler marketler genelde 7-20 arası açık, yasam kalitesi açısından Türkiye’ye kıyasla sorun olmuyor.

Sabit İnternet ücreti hıza göre değişmekle birlikte 20-30€. (ben 50 Mbps Kablo intenet için ilk 2 sene 20 € vereceğim, sonra 30 € olacak)
Elektrik görece pahalı sayılır, 70-80, hatta 100 € bandında.
Cep telefonu da 3 GB 20 € civari. Bana tam yetiyor. Burada tüketimim düştü.

Almanlarin imzasi neredeyse tek tip, birçoğu el yazısı ile adının basharfini ve soyadını yaziyor.

İki isime hiç denk gelmedim. Tanıdığım onlarca almanın hep tek adı vardi.
En sık erkek ismi Mathias. Kız ismi ise açık ara Julia.

Genel olarak oldukça konuşkan, pozitif ve kibar olduklarını söyleyebilirim. Birçok kere, direk olduklarıni duymuştum, bunda doğruluk payı var ama rahatsız edici seviyede değil.

Almanlarin tutumlu oldukları doğru, paralarinin kıymetini biliyorlar, asla çarçur etmiyorlar ve çoğu işi kendileri yapıyorlar. Örneğin benim Alman evsahibim evi kendi boyadı, isteseydi boyacı tutacak durumu rahatlıkla vardı.

Tanıdığım kadarıyla asla aceleci bir millet değil, ince eleyip sık dokuyorlar. Dediğim gibi planlar hep orta ve uzun vadeli. Kısa sureli avantajlar peşinde hiç koşmuyorlar. Sürdürülebilirlik çok önemli bir konu.

Katma değeri yüksek mallar ve hizmetler ürettikleri için de kolay kolay sarsılmaz bir düzen ve rekabet avantajları var. Birkaç örnek, Thyssen krupp : asansör, SAP: IT, Bayer: İlaç, Allianz : Sigorta, Continental : Lastik, Nivea : Kişisel Bakım, Adidas, Puma: Spor malzemesi, Zeiss: Optik teknolojiler, Osram : Endüstriyel ürünler (Otomotivden bahsetmeye gerek yok)

Yeni nesil gençler gündelik konuşmalarında araya bizdekine benzer İngilizce kelimeler sokuylar. Dil konusunda esneme ve gevşeme gözleniyor.

Ozellikle kadınlar arasında Part time çalışma oldukça yaygın. Bunda toplumsal düzenin de etkisi çok. Okullar genelde öğlen bittigi için annelerin tüm gün çalışması pek de kolay değil. Tüm gün okullarin sayısı son dönemde yeni yeni artmaya başlıyor.

Epostalara başlarken başlangıçtaki selamlama bölümünden sonra virgül koyup aşağıdaki satirin ilk harfini küçük harf yapıyorlar. (cümle virgulden sorna devam ettigi için)

Uzakdoğulu kadın ile Alman erkek çifti baya alışıldık bir senaryo. Son dönemde böyle bir akım varmış.

Iste bunlar kisa kisa şimdiye kadar biriktirdiğim deneyimler. Onumuzdeki aylarda, ozellikle ailecek burada yasamaya başladıktan sonra, havalarin da güzelleşmesi ile birlikte disarida daha fazla zaman gecirince eminim paylasacak daha cok seyim olacaktir, yine yazarım, şimdilik esen kalın, Münih’ten sevgiler, selamlar..

Birkaç duyuru ve genel bir degerlendirme

2019 yili bu blogun 10. yili olacak! Ilk yazimin yayinlandigi Eylul 2009 uzerinden neredeyse 10 yil gecti, dile kolay.

Bu sure zarfında birçok farkli sirkette calistim. Evlendim, 1 kızım, 1 oğlum oldu. Sektörel olarak Once SD -> HD donusumunu, hatta sonra HD -> 4K Ultra HD dosunumunu yaşadık. Turkiye’deki TV sektoru maalesef büyümek yerine yerinde saydı, hatta kuculdu. Digiturk güç bela satildi, son donemde statükocu bir yol izliyorlar, D-Smart neredeyse dondu kaldi. Kablo TV bir kamu kurulusu olarak bir turlu büyüme atağı yapamadı. TV sektörüne yeni giren telco’lardan Turk Telekom’un Tivibu’su birçok stratejik hata sonucunda guclu bir TV teklifi olmaktan ziyade mobil müşteri kazanımı icin kullanilan bir “araç” haline geldi. Milenicom’un baslarda heyecan yaratan TV servisi Dopingbox’in ömrü kısa oldu. Sektöre sonradan giren Filbox saman alevi gibi parladı , sonra sondu, yakin zamanda da tamamen kapilarini kapattı. 3. buyuk mobil operator Vodafone’un uzun sure TV servisi cikartacagi söylendi ama o cephede de hiç ses soluk cikmadi, bu saatten sonra da cikacaga benzemiyor. Dijital karasal donusum bir turlu tamamlanamadı, yakin zamanda bir gelişme olacak gibi de degil zaten. (Sahiden dünyada halen analog karasal yayın yapan nadir ülkelerden biri olabiliriz.) Bana kalırsa bu oyuncular arasında basarili denebilecek durumda olan nadir orneklerden bir tanesi Turkcell’in TV+ servisi oldu. Neredeyse son 6 yildir o isin icinde yer aldigim icin tarafsiz olamiyor olabilirim 🙂 Hem Sagemcom ile geliştirdiğimiz YouTube TV erişimi de saglayan kullanıcı deneyimi yüksek 4K Ultra HD set-top-box hem de mobil datası icinde TV+ Android, iOS ve Apple TV uygulamaları ile genel olarak bir memnuniyet seviyesini yakalamayı başardı. IP baglantisi da olan Hibrit bir uydu alicisi ve herhangi bir internet altyapısında da calisabilen bir OTT Box benim icimde kalan, “keske” hayata geçirebilseydik dedigim isler oldu. Bu isler gerek feasibility’si tutmadigi icin gerekse o donemde halen yururlukte olan AKK uygulaması nedeniyle ust yönetimden onay alamadigimiz isler oldu. Bunlarin disinda Netflix, PuhuTV, BluTV gibi yeni ve populer OTT servisleri de sektöre girdiler ama surdurulebilir bir büyüme yakaladiklarini söylemek güç, daha çok yeni iceriklerin duyurulması ile iliskili anlık ivmeler yakalayabiliyorlar.

Goruldugu gibi bu blogda yazmaya basladigimdan beri geride kalan neredeyse 10 yillik zamanda odemeli-TV (pay-TV) sektöründe yasanan gelişmelere bakildiginda pek de ic acici bir donem geride kalmadı. Bunun arkasında yatan sebepleri analiz etmek istersek bambaşka bir blog yazısı olur ama burada kısaca 3 temel konuya değinmek isterim:

  • Turk futbolunun azalan, kötülesen marka degeri, futbola ilginin giderek azalması : 3 Temmuz sureci, futbola siyasetin bulaşması, kluplerin ekonomik sikintilari vs. Dunyanin her yerinde pay-TV sektorunun lokomotifi futboldur, futbola ilgi ile sektörün dinamikleri arasında pozitif korelasyon vardır.
  • Turk parasinin deger kaybı, hanehalkinin alim gucunun artmaması: TV teknolojileri doviz ile ithal edildigi icin ve abonelik ücretlerine dovizdeki deger artısı kadar zam yapilamadigi icin yıllar geçtikçe operatörler ucuz ve kalitesiz donanım ve yazılım cozumleri tercih edilmek zorunda kaldı, bu da müşteri memnuniyetsizliği, abonelik iptalleri olarak geri dondu)
  • Ozellikle sektore ilk giren olan Digiturk ve sonrasinda D-Smart’in yaptigi musterilerini degersizlestiren, onlari kaba tabirle yolunacak kaz olarak gören hatalı yaklasimlari: Sadece birkaç ornek vermek gerekirse Digiturk’un iptal süreçlerini zorlastirmasi, aboneye gore fiyatlandırma politikasi, yagmur yagdiginda kesilen yayin, D-Smart’in baslangicta ucretsiz olacagini soyledigi kanallar icin sonradan para istemesi vs. Sektore sonradan katılanlar da maalesef büyük oranda benzer hataları yaptilar.

Uzun lafın kısası, benim kisisel olara tutku ile bağlı oldugum, okuyup araştırmaktan zevk aldigim TV teknolojileri ile ilgili icinde bulunduğumuz sektör 2010 yıllarda altın cagini yasadi diyemeyiz. Zaten son yıllarda yeni gelen OTT oyuncuları ile pazar çok daha fragmante oldu ve yakin zamanda da konsolide olabileceğini söylemek güç. Diğer bir ifade ile sektorun onumuzdeki yıllarda daha iyiye gideceğini, yeni yatırımlar yapilacagini, yeni is imkanlari doguracagini hayal etmekte zorlaniyorum.

Bunlari soyledikten sonra baska bir not daha paylasmak istiyorum. Bu blogdan baska gorece duzenli olarak yazilar yazdigim 2 farkli platformum daha vardi. Bunlardan bir tanesi www.turkishtvmarket.info idi. Burasi basitce Turkiye’de TV tekno ve pay-TV dunyasinda olup bitenleri Ingilizce olarak yazdigim 5 yasinda bir blog idi. Artik Almanya’da yasadigim ve Turkiye pazarini takip edemeyecegim icin bu blogu canli tutamayacaktim, bu sebeple kapatmaya karar verdim ve oradaki yazilarimi da bu ortama tasidim, dileyenler bu baglantidan turkishtvmarket.info’daki yazilarimin arsivine ulasabilirler.

Bu yil bolca zaman ve enerji harcadigim blog sayfam ise www.productowner.info oldu. Turkcell’de yasanan cevik donusum surecinin bir parcasi olarak yeni kurulan Scrum takiminda almis oldugum Product Owner rolu ile ilgili yazilar yazdigim bu blogumdaki icerikleri de buraya tasidim ve orayi da kapattim. Buradan www.productowner.info arsivine ulasabilirsiniz.

Uzun lafin kisasi 3 tane farkli blog yerine 2019 itibariyle tek adresten (www.uygarboynudelik.com) seslenmeye devam edecegim. Oyle zannediyorum ki TV sektorune odaklanmis olan gecmisteki yazilarimin biraz daha disina cikip Almanya’da calisma hayati, entegrasyon konulari, Avrupa/Almanya’da dijital servisler ve daha kisisel konular hakkinda paylasim yapabilirim, belki de diger mesguliyetlerden dolayi artik cok daha nadir yazabilirim, bilemiyorum. Ama suna eminim ki bu blog benim tek yazma ortamim oldugu icin kapilarini acik tutmaya devam edecek.

Herkese harika bir 2019 diliyorum! Umarim saglikli, huzurlu, neseli, hedeflerimize ulasacagimiz, guzel hatirlayacagimiz bir yil olur.

Istanbul, 30 Aralik 2018

What gets measured gets improved.

Bu yilin muhtelemen son yazisinda (kalan 2 haftada baska bir yazi planlamiyorum) siz degerli okurlarimla son birkac senedir devam eden bir aliskanligimi paylasmak istiyorum. Her senenin basinda, kendi kendime icinde bulundugumuz yil ile ilgili SMART (Specific, Measurable, Achievable, Realistic, Timely) hedefler koyuyorum. Bu hedefleri temelde 5 baslik altinda toplayabiliriz:

  1. Saglik ile ilgili hedefler
  2. Finansal hedefler
  3. Aile hayati ile ilgili hedefler
  4. Profesyonel hayat ile ilgili hedefler
  5. Hobilerim ile ilgili hedefler

 

 

 

 

Okumaya devam et “What gets measured gets improved.”

Video vs. Music streaming services: Top 8 Similarities & Differences

Let’s have a look to video and music streaming services from a ‘Compare & Contrast’ point of view. I’ve consolidated 8 major similarities and 8 differences. Absolutely, this is not the exhaustive list, please feel free to add yours into the comments part at the bottom of the post.

Similarities

1. Business Models: Both have free (ad-based) and subscription based business models. While the majority of the music services benefit both options (Spotify, fizy etc) most of the video services adapt either free model (puhutv, Hulu etc.) or subscription based model (Netflix, TV+ etc.)

2. Entertainment services: This one is trivial. Both services are designed to entertain people from a variety of age group, kids, teenagers, adults, moms, dads and even grandparents. People are paying for music and video services to relax, to have fun, to get socialized and to enrich their lives. Okumaya devam et “Video vs. Music streaming services: Top 8 Similarities & Differences”

The difficulties for techno people in Turkish TV Subscription Market

Tivibu just announced that number of Tivibu Home subscribers has been arrived to “remarkable 1 million” milestone.

 

 

 

 

 

The underlying technology of Tivibu Home is twofold:

  • IPTV : The service has been launched back in 2011. As of Q2 of 2017, there are around 545K  Tivibu IPTV customers.
  • DTH: The satellite service that is marketed as “Tivibu Uydu” has been introduced in Q2 of 2015 following the acquisition of Champions League and UEFA digital rights. The remaing half of the ~1 million subscibers are belonging to this segment.

What I’ve done is I’ve extracted Tivibu’s number of subs and ARPU data along the last 15 quartersfrom this sheet published by TT and put into the following graph.

Okumaya devam et “The difficulties for techno people in Turkish TV Subscription Market”

Why is the size of Turkish Pay-TV market relatively small?

It’s fair to say that Turkish Pay-TV market is saturated. There are basically 5 major players :

  1. Digiturk – DTH + OTT (beIN Media Group) -> 2600K subs
  2. KabloTV – Cable + OTT ( by government owned Turksat ) -> 1195K
  3. D-Smart – DTH + OTT ( Dogan Media’s DTH company) -> 934K subs
  4. Tivibu – IPTV + OTT (by incumbent telco Turk Telekom) -> 894K subs
  5. TV+ – IPTV + OTT (by leading incumbent mobile operator ) –> 436K*

In addition to these, there is another independent DTH operator called Filbox that is relatively small compared to the major players ( 50K subscribers ). In total, there are 6 million 110 thousand subscriptions. Let’s imagine that 20 % of the households have at least 2 subscriptions ( i.e. both Diguturk & TV+ or KabloTV & Tivibu) Hence the number of households with Pay-TV subscription is around 5 millions. That is to say out of 20 millions households in Turkey around 25% of them have Pay-TV subscription.

Okumaya devam et “Why is the size of Turkish Pay-TV market relatively small?”

Fi dizisinin tum bolumleri birden yayinlanmadi, acaba neden?

Fi dizisinin yayinlanma yontemi Originals dizilerin alisildik yonteminden farkli gelisti. Ilk once Nisan ayinda gorkemli bir lansman partisi ile ilk 3 bolum online oldu. Sonrasinda Mayis ayinda 4’ten 9’a kadar olan bolumler araliklarla yayinlandi, dizinin son bolumleri ise Haziran ayinda (#fi1011 9 Haziran, #fi12 yani sezon finali ise 16 Haziran Cuma yayinlandi.

Okumaya devam et “Fi dizisinin tum bolumleri birden yayinlanmadi, acaba neden?”

Digital Servislerde Değiştirme Maliyeti

Google+ neden başarısız oldu, çünkü tüketicilerin Facebook’taki bağlantılarını bırakıp sil baştan yeni bir bağlantı havuzu geliştirmek için yeterli motivasyonu yoktu. Facebook’u o dönemde cazip kılan 200-300 hatta 500’den fazla bağlantı ile beslenen ekrandı. En ileri teknolojik altyapıyı da, en gelişmiş kullanıcı deneyimini de sunsan o bağlantılar olmadan sosyal medya uygulamalarının ne anlamı olurdu? (network etkisi)

Okumaya devam et “Digital Servislerde Değiştirme Maliyeti”