OTT TV Giriş – Part 1/4

OTT TV hakkında 4 bölümlük bir yazı dizisi planladım. Faydalandığım kaynakları 4. bölümün sonunda listeleyeceğim.

  1. Giriş
  2. Video Akıtma (streaming) servisleri : Netflix, Hulu vb.
  3. Çevrimiçi(connected) cihazlar:  Oyun konsolları (Xbox, Playstation), Smart TV’ler, Blueray oynatıcılar, Roku, Boxee, Apple TV, Google TV vb.
  4. OTT TV’nin geleceği, Türkiye’deki durum

 

Son dönemlerde oldukça sık duymaya başladığımız yeni bir kavram var: OTT(Over-the-top) TV. Kısaca, video içeriklerin, internet üzerinden son kullanıcıların çevrimiçi cihazlarına taşınmasına deniyor. (IPTV’den farkı açık interneti -video kalitesi garanti edilmiş değil- kullanıyor olması, Web TV’den farkı TV ekranından izleniyor oluşu)

Bu ismin kökeninin nereden geldiği tam olarak bilinemese de şöyle bir tahmin var; Pay-TV operatörleri (Digiturk vs.) internetteki video içeriklerini kendileri için tehdit olarak algılayıp bir duvar örmek istediler. Over-the-top, bu duvarın üzerinden atlamak anlamına geliyor olabilir. Artık operatörler, internet üzerinden sunulan Youtube’daki içeriği (user generated content-kullanıcı tarafından yaratılan içerik-) veya Netflix benzeri video içeriği son kullacının çevrimiçi cihazlarına akıtan servislerin varlığını benimsemeleri, hatta tekliflerinin bir tamamlayıcısı olarak sunmaları gerektiğini farkettiler.

Yakın zamana kadar Pay-TV sektöründe  3 büyük oyuncu var(dı).

  • İçeriği üretenler(Warner Bros gibi film stüdyoları) ve içeriği kümeleyenler (aggregators)  Netflix, Hulu, BBC iPlayer vs.
  • Pay-TV operatörleri (Digitürk, TTNET, BSkyB vs.)
  • Donanım üreticileri (Motorola, Pace, Vestel vs.)

OTT TV’den önceki iş modellerinde, operatörler içerik üreticileri ile anlaşıyor, işbirliği yaptıkları STB üreticilerinin özel olarak geliştirdiği alıcıları abonelerine kiralama veya satış yoluyla dağıtıyor, topladığı abonelik ücretleri ve reklam gelirleri ile çarkı döndürüyordu. OTT TV ile bu düzen artık değişti. Taşları yerinden oynatan bu değişime geçmeden önce, OTT TV’nin tarihsel gelişimine bakalım.

Web üzerinde sunulan zengin video içerikleri ilk olarak PC’lerde, internet tarayıcı vasıtasıyla izlenmeye başladı. Youtube’un liderliğini yaptığı yeni servisler, TV’lerin yayın akışından bağımsız olarak video izleme imkanı tanıdı.  Ancak bu sefer de, TV’nin karşısındaki arkaya yaslanarak (lean-back) rahatça TV izlemenin yerini, bilgisayar başında öne eğilerek (lean-backward) izlemek aldı. Ayrıca evdeki en büyük ekran TV yerine, küçük notebook ekranında TV izlemek çok da zevkli değildi. Birçok hanede PC’ler TV setine bağlandı ancak bu sefer de, ortalıkta dolanan kablolar, klavye, mouse vs. rahatsız edici bir görüntü oluşturdu. Takip eden dönemde, hızla yeni ürünler ve servisler piyasaya çıktı. Amerika’da çok populer olan Netflix ve Hulu gibi servisler, (Türkiye’deki Tivibu Web benzeri) internet bağlantısı olan cihazlara video içeriklerini IP üzerinden akıtmaya başladılar. Böylece içerik üreticilerine, yeterli internet altyapısına sahip ve gerekli donanımı olan son kullanıcılara operatörleri atlayarak doğrudan erişme, gelirlerini arttırma imkanı sağlanmış oldu. Bu pay-TV sektörü için büyük bir değişiklik demekti.  Operatörler, abone kayıpları yaşamaya başladılar. Çünkü OTT TV ile son kullanıcılar, gerekli donanıma sahip olduktan sonra operatöre abonelik ücreti ödemeden internetteki neredeyse sınırsız içeriğe erişebilme imkanına sahip olmuş oldular. (Bu arada bu bahsettiklerim Türkiye pazarı için değil, Amerika için geçerli, şimdilik)

2. bölümde Netflix, Hulu ve BBC iPlayer servisleri ve sektöre getirdikleri yenilikler  ile devam edeceğim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir