Jamaika, Ya Mon!

Balayı tercihimiz Jamaika, yemyeşil tabiati, eşsiz doğal güzellikleri ve nev-i şahsına münhasır insanları ile çok değişik bir deneyimdi.

Seyahat yazılarının çoğunluğu, nereye gidilir, nerede kalınır, nerede yenir/içilir, neler yapılır üzerinedir. Ancak Jamaika hakkında bu tip bir yazı yazmayı anlamsız buluyorum. Onun yerine, küçük ve sevimli adanın coğrafyası, kültürü ve yaşam tarzı hakkında genel bilgiyi vermeyi, seyahatimiz sonunda edindiğim gözlemleri paylaşmayı tercih edeceğim. Zaten Türk olduğumuzu öğrenenlerin çoğu, „Türkiye’de nerede?“ diye soruyor, daha önce adada pek Türk’le karşılaşmadıklarını söylüyordu.

Jamaika, 10990 km2 yüzölçümü ile Ege bölgesinin yaklaşık sekizde biri. Ufacık bir ada aslında. Karayip denizinde, Küba’nın 145 km güneyinde, Miami’den 1,5 saat uçuş mesafesinde. Ülkenin toplam nufusu 2,8 milyon. Başkent Kingston’da 800.000 insan yaşıyor. Bayrağındaki yeşil renk, adanın yemyeşil bitki örtüsünü, siyah renk adanın Afrika’dan göçmüş siyah halkını, sarı renk ise yakıcı güneşini sembolize ediyormuş.

Christoper Colombus, adayı 1494’de keşfettikten sonra ada, 1655 yılına kadar İspanyolların elinde kalmış. 1655’te ise İngiliz sömürgesi haline gelmiş. Tam bağımsızlığına ise ancak 1962 yılında ulaşabilmiş. İngiliz sömürgesi iken kölelik sisteminde dünyanın en büyük şeker üreticisi konumundaymış. Adada tipik İngiliz sömürgeleri gibi trafik soldan akıyor. Resmi dil İngilizce ama halk arasında konuşulan dil İngilizce üzerine, Afrikan dillerinin ve farklı bir gramerin karışımı ile oluşan Patois.

Jamaika seyahatinden önce güvenlik konusunda uyarıldık. Gerçekten de Jamaika dünyada en yüksek cinayet oranı olan ülkeler arasında. Özellikle başkent Kingston’un bazı bölgeleri oldukça tehlikeymiş. Seyahet planımızda adanın güneydoğusunda yer alan Kingston’a yer vermedik, doğuda Port Antonio, kuzeydeki Montego Bay ve Ocho Rios ve en batıdaki Negril’i ziyaret ettik. Güvenlik açısından endişe verici herhangi bir durum ile karşılaşmadık. Yürürken sürekli yanımıza yaklaşan ve birşeyler satmak isteyenlere „I’m cool man,I’m OK!“ diyerek savuşturabildik. Sadece birkaçı fazla ısrarcıydı, onları da idare ettik. İlginç bir gözlemim de adada geçirdiğimiz 11-12 gün boyunca tek bir kavgaya denk gelmemek oldu.

Jamaika kültürü çok zengin. Reggae, ska gibi müzik türleri ada orjinli. James Bond’un yaratıcısı Ian Flamming adada yaşamış ve serinin önemli filmlerinden Dr. No, Tom Cruise’lu Kokteyl, Brook Shields’in parladığı Blue Lagoon (Mavi Göl) adanın doğusundaki Port Antonio’da çekilmiş.

Rekortmen atlet Usain Bolt, rakibi Asafa Powell bu küçük adada yetişmişler. Dünyanın en iyi kahvelerinden kabul edilen Blue Mountain kahvesi adanın doğusundaki dağlarda yetişiyor. Adada benzin yaklaşık 1,5$ ve çok pahalı olduğundan şikeyet ediyorlar(!) Bir paket sigaranın fiyatı yaklaşık 8 TL. Hayat İstanbul’dan daha ucuz. Tropik meyveler bol, ucuz ve doyurucu olduğu için hayatta kalmak için çok paraya ihtiyaç yok. Zaten tipik bir Jamaikalının yaşam tarzı çok para gerektirmiyor. Başlıca geçim kaynağı tarım ve son zamanlarda artan oranda turizm. Adada tropik iklim hüküm sürdüğü için hava koşulları da evsizler ve yoksullar için çok zorlayıcı olmuyordur tahminim. Marijuana (cannabis, ganja, herb, weed vs.) Jamaika kültürünün önemli bir parçası. İllegal olmasına rağmen sigara kadar doğal bir şekilde içiliyor. Uluorta içilmesine rağmen polis tarafından çevrilen kimseye denk gelmedik. Özellikle Rastafariler tarafından bol miktarda tüketiliyor.

Jamaikalılar gerçekten çok farklılar. En karakteristik özellikleri gamsız, rahat ve keyiflerine düşkün olmaları. „No Problem!“ artık Jamaika ile özdeşleşmiş bir ifade. Aceleye gerek yok anlamına gelen „No Rush!“ da çok sık kullanılıyor. Elleri yumruk yapıp „Respect“ diyerek tokuşturmak da tipik bir selamlaşma. En çok duyulan laf ise „Ya Mon!“. Teyit, teşekkür veya rica ederim anlamlarında kullanılıyor. Jamaikalılar, sıcakkanlı, yardımsever, ağırkanlı ve yaşam enerjisi ile dolular. Uzun yıllar süren kölelik döneminde çok acılar çekmişler ve ancak birkaç on yıldır güzel ülkelerinin tadını çıkartabiliyorlar. Teknolojik olarak, moda trendlerine uyum olarak bizden 20-30 yıl gerideler. Kaldığımız otelde internet bağlantısı kesildiğinde „O öyle aralarda gider, gelir bi ara.“ diyecek kadar da genişler. Halkın çoğunluğu Hristiyan (hatta Jamaika dünyada metrekareye en fazla kilisenin düştüğü ülke imiş) Erken yaşta anne-baba oluyorlar ama evlilik çok yaygın değil. Doğum kontrol yöntemleri fazla gelişmemiş. Örneğin şöförümüz Tony’nin 3 farklı kadından 5 çocuğu varmış (sadece 3’ü biyolojik) ve sadece biriyle evlenmiş onla da boşanmış. İsimler tanıdık; Kevin, Jr, White, Stacey, Owen vs.

Bob Marley (1945-1981) dünyaya reggae müziğini tanıtan ve sevdiren, ölümünün üzerinden geçen 20 sene sonra bile Jamaika denince Usain Bolt ile birlikte ilk akla gelen isimlerden. Futbol oynarken tırnağı kopmuş ve kopan yerde git gide büyüyen bir yara oluşmuş ve ilerleyip kansere dönüşmüş. Marley, 8 aylık mücadelenin sonunda henüz 36 yaşında ölmüş. Diğer taraftan, siyahlara sivri görüşleri ile liderlik ettiği ve örnek alındığı için CIA tarafından öldürüldüğünü düşünenler de var.
Bilinen müzikal kariyerinin yanında Bob Marley aynı zamanda Rastafari hareketinin de önderlerindendi. Saçlarının „Dreadlocks“ modeli tüm dünyada birçok genci esinlendirdi. Rastafari hareketi, Etiyopya’nın son imparatoru Haile Selassie’yi Hz. İsa’nın reankarne olmuş yansıması olarak kabul eden dinsel bir inanışa verilen isim. İnananlarına Rastas veya Rastafari denen inanışın renkleri aynı zamanda Etiyopya bayrağının da renkleri olan sarı, kırmızı ve yeşil. Bu renkleri Rastalar kıyafetlerinde sıklıkla kullanıyor. Rastafari hareketi, cannabis kullanımını spiritüel amaçla kullanımını teşvik eden, batı kültürünü reddeden, reggae müziği ile kendini ifade eden ve Haile Selassie’yi yücelten bir din hareketi. Jamaika 2001 seçimlerinde, 24.020 kişi kendini Rastafari hareketine mensup olarak tanıtmış. Biz de adada geçen 11-12 gün boyunca zaman zaman, saçları Dreadlock modelinde, Ganja içen ve evsiz görünümlü Rastalara rastladık. Kendi halinde takılan insanlardı.

 

Özetle, Jamaika farklı kültürü, nefis doğası ve tatlı insanları ile ziyaret etmeye kesinlikle değer bir ülke. Miami’ye uçakla 1,5 saatlik bu güzel ada Türk vatandaşlarından vize istemiyor. Jamaika için hazırladığım photo-video’ya Seyahatlerim sayfasından ulaşabilirsiniz. 

Ein Gedanke zu „Jamaika, Ya Mon!“

  1. Selamlar, hangi otelde kaldiniz acaba? Guvenlik sorunu gercekten benim de cok duydugum bir durum. Ama ben bu tarz yerlere gitmeye aliskinim. Kuba, fas israrli saticilarla kayniyor 🙂 burada bu anlamda durum nasil

Schreiben Sie einen Kommentar